
bugün biraz sinirliyim arkadaşlar azıcık içimi döksem kusuruma bakmazsınız inşallaa..
kral çıplak: kızlara bulaşıyorum, sataşıyorum ama erkekler de az değil hani.. geçen gün yazdım kızlar kendi kendinize eziyet ediyorsunuz topuklu ayakkabı, ağda falan uğraşmayın bunlarla sonuçta biz erkekler çok takılmıyoruz ayrıntıya.. (ağda sadece uç bi örnektir.. lütfen yine sadece ağdaya takılmayın..) işiniz gücünüz şekil vallahi diyorum kızlara ama erkekler de bazen abartıyor.. geçenlerde gördüğüm mal bi hemcinsimi burda yazmazsam dürüstlük ilkeme (böyle bi ilkem yok aslında.. bakın ne kadar dürüstüm..) ters düşerim..
istanbul'da galata kulesi'nin tepesindeydim (yoksa erzurum'daki galata kulesi değil.. hey allaamm.. bugün çok muhalifim kendime bile!!) ve sağa sola bakınıyor manzarayı izliyordum.. işte o malı o zaman gördüm.. galata'daki çatı katı dairelerden birini kiralamış terasında oturuyordu.. terası bahçe gibiydi, bol bol saksı ile doldurmuş.. sandalyesine oturmuş öğlen vakti sehpada bi kadeh kırmızı şarabı, elinde kitabı (ne olduğunu seçemedim ama neredeyse eminim kürşat başar yada tuna kiremitçi kitabıdır o..), boynunda kırmızı bi kaşkol (ciddiyim!!), güneşin altında mayışmış keyif yapan iki kedi.. eminim ki becerebilse kendisini "sepya" yapardı bu adam..
kız tavlamak için işe yarayacağını düşündüğü bi dolu klişeyi bünyesinde toplamış allahın malı.. kabul, hepimiz birilerine özeniyoruz, bi rol modeli seçiyoruz kendimize.. ama rol modeli seçmek birisine özenmek ayrı tamamen o role bürünmek ayrı.. ne bekliyordu acaba o arkadaş?? kuleden etrafa bakan kızlardan birisinin kendisini görüp "aman tanrım.. işte hayatımın erkeği" demesini ve kuleden inip koşa koşa adamın dairesinin kapısını çalmasını mı?? (beyhude bi beklenti bence.. hangi kız tek seferde doğru adresi bulabilir ki zaten??)
ama adamın hayalleri bi nebze olsun gerçekleşsin diye indim aşağıya.. aradım buldum apartmanı ve çıktım en yukarıya.. hiç çekinmedim çaldım kapıyı.. (bu arada elbette kapının yanında sanki oraya atılmak üzere bırakılmış gibi duran kilden bi büst vardı.. kapıya geldiğiniz anda bohem entellektüellik sizi sarıp sarmalamaya başlıyor..)
kapı açıldı.. işte karşımdaydı.. bu kadar yakına gelince daha önce farkedemediğim başka ayrıntılar yakaladım.. hafif kirli bi sakal (berberde düzeltirilmiş) kemik bi gözlük (muhtemelen camlar numarasızdı) ve bolbol bileklik (yardım kampanyaları yada festivallerde katılımcılara dağıtılan cinsten).. tabii ki içerden etnik bi müzik geliyordu.. hatta ben taş plak bekliyordum şaşırmıştım açıkcası.. önce ne yapacağıma tam emin olmadığım için adamın yüzüne boş boş baktım.. dönüp arkama gidecektim ki burnuma pipo kokusu geldi..
kısa bi an için gözüm kararmış.. tekrar kendime geldiğimde adamın kırmızı kaşkolunun iki ucundan tüm gücümle asılıyor ve adamı boğmaya çalışıyordum..
kediler hala terasta mayışıyorlardı..
prince of lies: o kadar kolay ki yalan söylemek, sıkılıyorum bazen.. doğruları söylüyorsam dürüstlüğümden değil yani.. sadece kendisinden on yaş küçük kardeşiyle oynamaktan sıkılan liseli gibiyim.. neden illa ki yalanlara bu kadar meraklısınız.. bazen "yalan söylüyosun değil mi" diye soruyorsunuz.. "evet, ama duymak hoşuna gidiyor.." dediğim de ise susuyorsunuz.. zorla kendinize yalan söyletmeseniz?? gerçekten rica ediyorum.. önce kendi adıma sonra tüm hemcinslerim adına.. ayrıca içinizde pek çok sevdiğim insan da var yani.. onlar için de üzülüyorum.. uyarıyorum uyarıyorum ama dinleyen yok.. neden yazıyosam o zaman?? mesela ne gibi yalanlarımız mevcut menümüzde belli başlı??
gözlerin çok güzel: zaten ben gemi kaptanıyım.. bana direğe çıkıp etrafı gözleyecek biri lazımdı..
ellerinin şekline bayıldım: elin buz gibi götün karpuz gibi esprisini yapmamak için masanın altından bacağımı çimdiriyorum
ne güzel gülüyorsun: bi sus artık.. filmin yarısını duyamadım..
saçların göğsüme dökülsün istiyorum.. ööeehh sıcak oldu be..
sadece sarılıp uyumak istiyorum: tabii canım ben senin peluş ayına özenmiştim yıllar yılı..
bende beraber film falan izleriz, ben sonra seni evine bırakırım: ya bi git allah aşkına.. o saatte hala gidicem diye tutturuyosan çağırayım bi taksi sana..
seninle sevişmekten zevk aldığım kadar başka hiç bişeyden zevk almadım: ben bu geceyi kankalarıma anlatana kadar bekle.. asıl zevkli kısmı o zaman..
ve daha bi dolu yalan var sürekli söyletiyosunuz bize ve yalan olduklarını bile bile.. ama yeter lütfen.. daha kötüsü ise bizi salak yerine koymaya çalışıyosunuz.. hatta çalışmıyosunuz bile ya gerçekten inanıyosunuz bizim salak olduğumuza yada siz o kadar körsünüz ki bizim de kör olduğumuzu sanıyorsunuz.. en masumundan bi örnek vereyim..
arada soruyolar bana "bi akıl ver bakalım sen anlarsın bu işlerden" diyerek.. sanki onlara hiç bilmedikleri bişeyi söylemem mümkünmüş gibi.. "he", diyorum "anlat bakalım".. başlıyor anlatmaya: neymiş efendim bilmem kaç yıllık sevgilisini başka bi kızla yatakta basmış ama oğlan şimdi çok pişmanmış, özürün bini bir paraymış, zaten ortamları hep aynıymış istemese de görmeme gibi bi şansı yokmuş, gerçi artık umrunda değilmiş ama süründürmek istiyormuş, ne yapsınmış.. len!! madem ben bu işlerden anlıyorum bari bana yalan söyleme.. birisini süründürmek istiyorsan demek ki umrunda!! hiç görmemene nasıl imkan yok?? özür olarak ne söylüyor acaba?? "o kızı sen sandım hayatım" mı diyor??
ya neyse, siz yine bildiğiniz gibi takılın.. yüzde yüz dürüst olunsa hayat daha çirkin olur demişti bilge saydığım birisi.. haklıdır heralde..
öper kaçar..
(bu yazıyı okuyanlar kusuruma bakmasınlar.. bu gecenin yazısı bu değil, başta belirttiğim gibi sadece içimi dökmek istedim.. asıl yazıyı bi kaç saat içinde yazarım.. kendisini fazla ciddiye alan blog yazarı: evet , benim..)
facebook: Norin Feltonian
beyhude bi beklenti bence.. hangi kız tek seferde doğru adres:))))i bulabilir ki zaten? :)
YanıtlaSilhaksız mıyım sn. Kel?? :D
YanıtlaSil